
” Can kırığı Cam kırığı değil ki”
benden tekrar eskiye dönüş yapmamı istiyorlar
tekrar gülmemi,
gözlerimin içiyle
kucaklamamı,
yürek coğrafyamda yeniden yeşertmemi…
kurumuş yaprağa O’ndan başka can veren yok
dallar kurudu
olmadan döküldü yaprakları güllerin
bilal’in matemini tutar oldu bülbül
sözcükler düğümünü çözemiyor
sözlere lâl düşmüşken,
seyle be günlük!
sen söyle!
yeşerir mi kuru yapraklar
tazelenir mi
eskiler
gelir mi geriye
yaşanılmış ne varsa
ardımda kalan
geri gelemeyeceği için
‘eski’ değil midir adı
…
her günün ardından
kokusu duyulurken toprağın
buralara ait ne varsa
söküp atmaya çalışırken ağırlıkları
yanıma kalanın ne olduğunu tartamıyorken çaresiz
içimdeki fırtınayı kendim bile isimlendirememişken henüz
…
yine de
’senle alakasını kesenle sen alakanı kesme!’
Hz.Ahmed Muhammed Mustafa (S.A.V)
Hazan Mevsimi
…dedim ya, size sevmeler yarasır !
Halil’im, vicdanın sindirmediği yaraşsa ne yaraşmasa ne!
bir şeyler eksik, bir yerler kırık olduktan sonra!
Demişler ya…
Dal rüzgarı affetse de, kırılmıstır bir kere …
Affetmek, affedilmek mevzuu değil mesele
kırıklık belki de
arı bal yaparken kırk çiçekten öz alıp onu kendine has aşamalardan geçiriyor, nice zahmetlerle uğraşıyor. insanoğlu bir kaşıkta biriyor bir ömür emeği.
neyse, bu sularda daha fazla dolaşmak istemiyorum.
günlüğün ardından konuşulan bu ise, günün ardı sıra gelebilecekleri düşünmek bile istemem.