
bu sabah yutkunduracak birşeyler karalamayı denedim uzun zamandan sonra!
korkmalarına gerek yok!
cümlelerimin canı yanmış
kavrulmuş harflerim…
mürekkebi kurumadan
elime aldığım kalemim,
bir harf bile çizemiyor artık!

bu sabah yutkunduracak birşeyler karalamayı denedim uzun zamandan sonra!
korkmalarına gerek yok!
cümlelerimin canı yanmış
kavrulmuş harflerim…
mürekkebi kurumadan
elime aldığım kalemim,
bir harf bile çizemiyor artık!

‘Mutlak okunup tahlilinden ders alınması gereken bir yazı’ *
Yasaklar, dayatmalar ve tehditlerle bunalan ve sadece imanı kurtarma kaygısına düşülen günler geride bırakılıp İslâma yönelme, Mevlâ’ya gitme aşkı yeni bir heyecanla damarlarda dolaşmaya başladığı yıllarda “Milli Selâmet Gençliği” veya “Müslüman Gençlik” kimliği adı altında binlerce gencimiz oldu.
Kısa sürede konferans salonlarına, spor salonlarına, Miting meydanlarına sığmaz hale geldiler.
Ümit Rüzgarları ve Hayat Fırtınaları İçinde İhmal Edilen bedenî gücün doruk noktasına erişi. Kanın damarlarda delicesine akışı..
Kendini isbat arzu ve isteğinin coşuşu.
Kişilik arayışının en yoğun günleri…
Bitmeyen bir enerji. Fırtınalar dünyası..
Umutlar, emeller ve uzanıp giden hayaller…

Karanlık bir ahıra konan fili tanımak için elleriyle dokunmaya başlayanlardan hortumla temas eden onu oluğa, kulağına dokunan yelpazeye, ayağını kucaklayan direğe, sırtına çıkan onu tahtaya benzetir. Herkes dokunduğu yere göre fili tanımlamaya çalıştığı için, tanımlar birbirine tutmaz. Herkesin elinde bir mum olsaydı, tespitlerinde ayrılık ve aykırılık olmazdı (Dîvân-ı Kebîr, III, beyit 1260–1269).
kar yok bu gece
inmedi lapa lapa
başka kışa kaldı melekler
kedi kaynıyor parklar
mırıl mırıl her köşede
kardan kedicikler gibi
soğuk hissiz miyavsız

yalanları gerçek olmuş insanlar güruhu içinde
gün öldürmenin adını ‘hayat’ koymuşlar
şarkının bestesi ve güftesi değişmeli artık
hayatın yeni bir dili olmalı, ana dile aşina

Feshane’deki Sami Yusuf konserini elli bin kişi izlemiş. Ve izleyenlerin içerisinde çoğunluk başörtülü genç kızlarmış.
Konserin coşkusundan kendinden geçip yerinde duramayan türbanlı kızların bu durumu Can Ataklı’nın kafasına takılmış şaşkınlığını gizleyemeyen bir tonda soruyor: “Neden türbanlı kızlar hep eleştirdikleri hayat biçimini aynen yaşamak için adeta yarışıyor?” (dahası…)

Ey Rabbimiz!
dilimizdeki bağı çöz
işimizi kolaylaştır
gönlümüze,
yuvamıza genişlik
ferahlık ver
iyilerle dost olmayı
dostta seni bulmayı
yok olmadan dik durmayı
her dem seni bulmayı öğret
insanlara teşekkür etmesini öğret
öğret ki sana şükredelim
başımızı tutamayan ellerimizi bırakma
senin duru limanına sığındık
fırtınada yolumuzu şaşırtma

Kalbim yine üzgün seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden.
Yahya Kemal